Yine saat gecenin onikisini gösteriyor. Ben odamın pencesinden sokağın karanlığına süzülüyorum.
Ben ve o bitmez tükenmez yalnızlığımla;
Pencerelere bakıyorum, kimi ışıklar yanıyor, kimi ışıklar sönmüş, kiminde loş bir ışık. Arkasından düşünüyorum kimbilir bu dev binalar yapılmadan önce buralarda ne evler, ne gecekondu evleri vardı diyorum. Kimbilir ne anılar, hayaller, üzüntüler, sevinçler, aşklar, özlemler, doğumlar, ölümler yaşandı. Onca şey bu dev binaların altında kaldı. Bence gerçek olan onlardı.
Şu anda herşey sahte geliyor bana. O zamanlar insanlar aza kanaat ederlermiş, şükretmeyi bilirlermiş. Ya şimdi bir hırs bir hırs...
Evin daha iyisi olacak, yok efendim falancanın arabası şu marka benimki ondan lüks olacak. Böyle bir hırsla insanlar nereye koşuyor, değişen nedir? Bizler mi, yoksa kendimizi kaptırdığmız teknolojimi? Değişen biz insanlarız. Teknoloji tabiki harika birşey, fakat bunu doğru kullandığın zaman. Yoksa yiyip bitiren yok eden bir sistem.
Sokak hala karanlık, ben hala yalnızım.
Sokakta bir adam yürüyor, o da ne çöp bidonuna doğru yürüyor ve çöp bidonunu karıştırmaya başlıyor. Biraz önce teknolojiden, dev binalardan bahsederken bu da neyin nesi?
Adam elindeki torbaya birşeyler koyuyor, sanırım çöpten kendince işe yarar birşeyler buldu. Yoksa evde aç bekleyen çocukları mı var birden burnumun direği sızlıyor. Çocuklara hiç kıyamam, birde yaşlılara. Bu manzaraya eskisi kadar rastlamıyordum.Diyordum sanırım kişi başı milli hasılat yükseldi. Fakat hala bazı insanlar için yükselmemiş....
Gökyüzüne bakıyorum. Yıldızlar ne kadar az. Birden çocukluğum aklıma geliyor. Hiç unutmam yedi yaşındayım köyde oturuyoruz. Ağabeyim, annem ve ben. Ağabeyim benden beş yaş büyük yani 12 yaşında. 5-6 tane kadar koyunumuz vardı. Ağabeyim akşamları koyunları otlatmaya götürürdü. Annemle ben de çay demler, kahvaltılık birşeyler hazırlar ağabeyimin yanına giderdik.
Ben bir müddet sonra annemin dizine yatar, yıldızları izlerdim. O yıldızlar üzerine ne hayaller kurardım. onları hep birşeylere benzetirdim. O anları çok severdim. Hala koyunların sesleri, cıngırakların sesleri kulağımdadır.
Bir gün şehre dayımlara gittik. Akşam balkonda oturuyoruz. Ben dayımın dizine yattım,gökyüzüne bakıyorum, ama benim yıldızlarım yok gökyüzünde. üzgün bir halde dayıma soruyorum. "dayı neden sizin yıldızlarınız az, bizim yıldızlarımız çoktu. Bilseydim onları getirirdim" dedim. Dayımın çok hoşuna gitti. Kahkahayı bastı. Saçlarımı okşayarak "benim güzel gözlü kızım burada sokak lambaları çok aydınlatıyor. Onun için sen göremiyorsun" dedi.
Evet yine teknolojinin azizliği.
Ben yıldızlarımı çok özlüyorum.
Onlar her gece benim yanımdaydılar, beni yalnız bırakmıyorlardı.
Kayseri
22.09.2006
01.30